YÖK'ün Önünde 36 Uzun Saat

İTÜ'lü Asistanlar Ankara'lı asistanların desteğiyle işten atılan asistanların işe iadesi, azami süre uygulamasının durdurulması ve değerlendirme kurullarının kaldırılması için YÖK önünde 36 saat nöbet tuttu. Hacettepe Asistan Platformu bu süreçte İTÜ'lü meslektaşlarını yalnız bırakmadı. Aşağıda kazanımla sonuçlanan bu uzun mesaiden satırbaşlarını göreceksiniz. 
 
31 Ocak 2013 Perşembe 
 Saat 00:30: Asistanlar saat:00.30'da İTÜ Taşkışla yerleşkesi ve saat:01.00'de Kadıköy Salı Pazarı önünden kalkan otobüslerle yola çıktılar.
Saat 09:25: İstanbul'dan yola çıkan Asistanlar Ankara'ya ulaştı.
Saat 10:15: Asistanlar Bilkent'te bulunan YÖK binası önünde buluştular.
Saat 11:30 Hacettepe Beytepe, Ankara Üniversitesi ve ODTÜ'lü asistanlar YÖk önünde üzere buluşma noktalarında biraraya geldiler.
Saat12:15:  Hacettepe Üniversitesi, ODTÜ, Gazi ve Ankara Üniversiteli akademisyenler ve öğrenciler de YÖK önüne geldiler.
Saat 12:30: YÖK önündeki yürüyüşün ardından basın açıklaması yapıldı. 
 YÖK önüne yapılan yürüyüşün ardından açıklamalar yapıldı. Sık sık, “YÖK Gitsin, Biz Kalıyoruz!” , “İTÜ'de Asistan Kıyımına Son!” sloganları atıldı. İTÜ'lü asistanlar adına açıklamayı yapan İlke Kızmaz, 4 yıl sonra bir kez daha YÖK önünde olduklarını belirtti. 2009 yılında doktoralarını bitirmeleriyle birlikte 50 D'li araştırma görevlilerini işsiz bırakan YÖK Yürütme Kurulu kararını protesto ettiklerini belirten Kızmaz, “O dönemde yürütttüğümüz mücadele ile kararın iptalini sağladık. Dört yıl sonra geldiğimiz noktada yüzlerce 50D'li yüzlerce araştırma görevlisinin yüksek lisans ve doktorasını bitirmesine izin vermeksizin işten çıkarılmış durumda, işten çıkarılmayanlardan ne olacağına dair kaygılı” şeklinde konuştu.
24 Ocak'ta YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya ile yapılan görüşme sonucunda mağduriyetlerinin genel kurula taşınacağı sözü üzerine YÖK önünde olduklarını belirten Kızmaz, taleplerini şu şekilde sıraladı: “Aylardır hukuksuz bir şekilde işten atılarak mağdur edilen asistanlar geri alınsın. Hiçbir hukuki ve bilimsel dayanağı olmayan azami süre uygulması kaldırılsın. İTÜ'de 33-a kadrosuna geçişte bölümlerin iradesini yok sayan değerlendirme kurulları kaldırılsın.”

Destek Konuşmaları
Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız: İktidarın Yeni Yök Yasa Tasarısı ile yaratmak istediği, İTÜ'de de yaşananlara baktığımızda, fotografın netleşmesini sağladı. Siyasal iktidarın düzenine karşı çıkan herkes hedef haline geliyor. Düzenin işaretlerini görüyoruz. Özgür bilim hiçe sayılıyor, güvenceli çalışma yok sayılıyor.

KESK MYK Üyesi Ali Kılıç: YÖK'ün uygulamaya koyduğu 50D özgür bilimin önüne geçiyor. 50D yasadan çıkarılsın istiyoruz. Bilimin önü açılsın. Biz KESK olarak, İTÜ'lü asistanların yanındayız.

İstanbul Üniversitesi'nde Asistan Levent Dölek:
Sadece iş güvenliğimize değil, akademik özgürlüğümüze de sahip çıkıyoruz. İTÜ'de yaşananlar önemli çünkü İTÜ'de yaşananlar diğer üniversitelere de sıçrayacak bir durum. 6 yıl dayatması var ama İTÜ'ye baktığımızda doktoranın bitme ortalaması 7,5 yıl.
 
ODTÜ Öğretim Elemanları Derneğinden Atilla Aydın:
Burada yaşanan basit bir dayanışma değil sadece. Bizler akademiyi savunmak için buradayız. ODTÜ'de yaşananlar, İTÜ'de yaşananlar YÖK Yasa tasarısına karşı çıkışın simgesidir. Böyle algılanmalıdır.

CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç:
MEB'in eğitim komisyonunda görev yapıyorum. MEB komisyonunun başkanı bakan olduğu için yeni komisyon başkanı seçilecek. Bu bir tesadüf olamaz.

CHP İzmir Milletvekili Oğuz Oyan:
97 yılını hatırladım. O zamanlarda rektörler, akademisyenler yanımızda yer alırdı. Şimdi ise rektörler siyasal iktidarın emrindeler. Şimdilerde rektörler gericiliğin simgesi haline geldiler.
Saat:14:30 YÖK yetkilileri görüşmek üzere içeri giren asistan heyetine 1 Şubat Cuma günü konunun görüşüleceği ifade edildi. 
Saat 17:00 Asistanların Ankara ayazında kararlı bekleyişleri sürüyor.
Saat 20:20 Hava soğuk ama yürekler sıcak. Ateş başında halaylar çekiliyor. 
Saat 23:00 Etkinlikler hız kesmeden devam ediyor.


1 Şubat 2013

Saat 09:55 Asistanlar YÖK önündeki nöbetlerini gece boyunca sürdürdü. Sabah saatlerinde ise YÖK'de yapılacak toplantı için kurulu üyeleri tek tek binaya girmeye başladı. Bu sırada Asistanlar taleplerini dile getiren sloganlar attı.Asistanların YÖK önündeki nöbeti toplantı kararları açıklanana kadar devam edecek.
Saat 15:55 YÖK gündem yoğunluğunu bahane ederek kararı YÖK önünde bekleyen asistanlarla görüşmüyor. YÖK başkanı asistanların görüşme talebini reddetti.
Asistanlar, "Görüşme talebimiz kabul edilmezse bu sefer çadırlarla birlikte kalıyoruz. Dostlarımızı YÖK önüne desteğe bekliyoruz" açıklaması yaptı.

Saat 20:00 YÖK Genel Kurulu sona erdi ve toplantı sonuçları açıklandı.

Açıklanan karara göre, İTÜ'de işine son verilen asistanlar işlerine geri alınacak.

YÖK Genel Kurulu sonucunda 4 maddelden oluşan bir karar çıktı. Maddeler şu şekilde:

1. Azami süre içerisinde işten atılmış olan doktora öğrencileri değişiklik Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonraki bir ay içerisinde başvururlarsa kadro ilan şartı aranmadan geri dönebilecek.
2. Bu asistanlar 2013 Haziran ayına kadar doktora tezlerini verirlerse kadroları 2013 Aralık ayına kadar durabilecek.
3. Asistanlar azami süre içerisinde yüksek lisans ya da doktora tezlerini teslim etmeleri durumunda yüksel lisans öğrencileri 6 ay, doktora öğrencileri ise 1 yıl 50/D kadrosunda kalabilecek.
4. Askerlik ve sağlık nedeniyle alınan izinler azami süreden sayılmayacak.

YÖK önünde direnen asistanlar şimdi bu kazanımla üniversitelerine döneceklerini ve YÖK'süz üniversite mücadelesine devam edeceklerini açıkladılar.




İTÜ’den 31 Ocak Ankara-YÖK Eylemine Destek Çağrısı

İTÜ’de asistan kıyımı devam ediyor. YÖK’ten gelen bir görüş yazısına istinaden başlatılan işten çıkarmalar, başka gerekçeler de eklenerek büyüyor. Şu ana kadar 60’tan fazla asistanın işine son verildi ve bu sayı artmaya devam ediyor.

Azami süreyi tamamlayan araştırma görevlilerini, hiçbir esneklik tanımadan üniversiteden atan İTÜ Rektörlüğü, bu durumu fırsat bilip, süresi içerisinde tezini tamamlayan araştırma görevlilerini de işten atmaktadır. 33/a kadrosuna geçişler bilim dışı ölçütlere bağlanıp, üyelerinin nasıl seçildiği ve hangi nitelikleri incelediği belli olmayan değerlendirme kurulları oluşturulmuştur. Bu kurullar, nihai karar mekanizması olarak işlemekte ve 33/a kadrosuna geçirme yönündeki bölüm kurulları kararlarına rağmen işten çıkarmalara imza atmaktadır.

Yeni YÖK yasası uygulamaya konduktan sonra, tüm üniversitelerden çok sayıda araştırma görevlisinin ve öğretim görevlisinin işine son verilecek, büyük bir bölümü ise rotasyona tabi olacaktır. İTÜ Rektörlüğü’nün, yeni YÖK yasasının uygulamaya konmasını neden beklemediği kamuoyu tarafından anlaşılamamaktadır. Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi, asistan kıyımının nedeni YÖK’ün zorlaması ya da yasalar değil; İTÜ yönetiminin bu tür hukuksuz uygulamaların nasıl yapılacağını tüm üniversitelere gösterme ve YÖK’e yaranma çabasıdır. İTÜ’deki uygulamaların, yeni yasanın provası olduğu açıklık kazanmıştır.
İTÜ’deki hukuksuz, anti-demokratik ve bilim-dışı uygulamalara karşı direnişimiz üniversite kamuoyu tarafından haklı bulunmuş ve desteklenmiştir. Fakat İTÜ Rektörlüğü, kendi üniversitesinden yükselen sese kulaklarını tıkamış, hiçbir tartışma zeminine olanak vermeden asistanları işten çıkarmaya odaklanmıştır.
YÖK’e gidiyoruz: İşten atılan asistanların işe iadesi, azami süre uygulamasının durdurulması ve değerlendirme kurullarının kaldırılması için.
Bizim sorunumuz tüm üniversitelerin sorunudur. Tüm araştırma görevlisi arkadaşlarımızı ve hocalarımızı İTÜ’den yükselen sese kulak vermeye ve eylemimize destek vermeye çağırıyoruz.
İTÜ Asistan Dayanışması
Yer:       YÖK önü, Ankara
Tarih:    31 Ocak 2013 Perşembe
31 Ocak Perşembe sabahı 10:00’da toplanılacak, 12:30’da basın açıklaması yapılacak ve görüşme talebimiz karşılanana dek eylemimiz devam edecek.
İstanbul’dan Otobüs Hareket Saatleri
00:30     Taşkışla Yerleşkesi Önü
01:00     Kadıköy Salı Pazarı Önü

ASİSTANLARIN İŞGÜVENCESİ SORUNU: EFSANELER VE GERÇEKLER

EFSANE 1. Eskiden Araştırma Görevlileri / Asistanlar işgüvenceleri olduğu için hiçbir şey yapmadan senelerce kadro işgal ediyorlardı. 50/d sonrasında artık bölümde kalabilmek için daha çok çalışmak, daha üretken olmak gerekiyor. Öyleyse 50/d verimliliği artırmaktadır.
GERÇEK 1. Geçmişte olduğu gibi bugün de işgüvencesi, çalışanların görevlerini yerine getirmediği takdirde çeşitli yaptırımlarla karşılaşmasına engel değildir. Akademide iş güvencesinin kaldırılmasının verimi artırdığı, işgüvencesinin varlığının insanları tembelliğe ittiği ya da diğer ülkelerde işgüvencesi olmadığı düşüncelerinin kendileri birer klişe olmaktan öteye gidememektedir. Gelecek kaygısının yarattığı belirsizlik altında verimli bir akademik çalışma yapılamaz. Bilimde bugüne değin sağlanan başarılar büyük ölçüde güvenceli çalışma koşullarının ürünüdür. İnsanları çalışmaya ve üretmeye yönelten temel dürtü gelecek kaygısı değil bilakis toplumsal ve kurumsal değerler sisteminin etkisi altında şekillenen bilimsel merak ve öğrenme aşkıdır.
Eğer iddia edildiği gibi olsaydı verimsizliğin ve yetersiz çalışma sorunlarının 50/d atamalarından sonra ortadan kalkması gerekirdi. Aksine akademi bugün hiç olmadığı kadar verimsizdir. Türkiye çıkışlı SSCI ve SCI endekslerinde taranan yayınların sayısı artmasına karşın bunlara neredeyse hiç atıf yapılmamaktadır.  Durum böyleyken, 50/d statüsünün bu soruna çözüm olmadığı ortadadır. Aksine, bu verimsizliğin asıl kaynağı 50/d’nin yarattığı gelecek kaygısı ve belirsizlik ortamıdır. Bu ortamda yayınların niteliği göz ardı edilerek niceliğe odaklanılmakta, güvencesizlik durumu amirlerle olan ilişkilerde kişisel suiistimal, angaryalar ve mobbinge (yıldırma) dahi varacak uygulamaları meşru hale getirebilmektedir. Tüm bunların özgür ve yaratıcı düşünceyi henüz ilk adımda ipotek altına aldığı ortadadır.
EFSANE 2. 50/d statüsü imbreeding (içeriden beslenme) olgusunu önlemekte, yurt çapındaki üniversiteler arasında yetişmiş personelin dolaşımını sağlamakta ve genel akademik kaliteyi yükseltmektedir.
GERÇEK 2. Bu efsane özellikle ABD’deki üniversite sistemine atıf yapılarak dile getirilmektedir. Ancak söz konusu gerçeklikteki kritik öge ABD üniversitelerine dünyanın dört bir yanından eğitimli işgücü arzı akışıdır. Türkiye örneğinde ise en yetenekli öğrenciler, maddi şartların olumsuzluğu ve iş güvencesizliğine ek olarak üniversitelerimizin mesleki tatmin elde edilemeyecek bir hale sokulması sonucunda akademik kariyerden uzak durmaktadırlar. Ayrıca akademik işgücü piyasası oluşturma düşüncesini öne sürenlerin öncelikle kadro atamalarında liyakatı esas aldıkları da bir başka efsanedir. Uygulanan krtierlerin liyakati ne derecede ölçtüğü belirsizken, kriterleri fazlasıyla yerine getiren birinin dahi hak ettiği kadroya atanacağının garantisi yoktur.    Son bir nokta daha… İşgüvencesini imbreeding’e indirgeyerek tartışmak ancak en hafif ifadeyle bir kötü niyet göstergesidir. Üniversite hem asistanlarına işgüvencesi verip hem de dışarıdan beslenebilir. Hacettepe özelinde bakıldığında, 50/d kapsamında çalışan bir araştırma görevlisinin Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, Ankara Üniversitesi gibi seçkin kamu üniversitelerinde doktora yapmasına karşı çıkılması asıl “derdin”  imbreedingn olmadığının açık bir göstergesidir.
EFSANE 3. Bilim Batı’da üretilir. O nedenle üniversitemiz için, başta ABD olmak üzere yurt dışında yapılan doktoralar “makbul”dür.
GERÇEK 3. Evet Batı’da bilim çok daha gelişkin. Peki 70 yıldır biz ne yapıyoruz. Evet, aynı kalitede lisansüstü eğitim yapmamızın önünde kurumsal ve maddi engeller var. Peki bunun için istek ya da inanç var mı? Kaç öğretim üyesi doktora eğitiminin kalitesini dert ediniyor? 
Mevcut durum yurt dışında doktora yapmak isteyen 50/d’li araştırma görevlilerini cezalandırmakta, hatta 50/d’li bir araştırma görevlisi teziyle ilgili araştırma yapmak için YÖK’den yurt dışı araştırma bursu bile alamamaktadır. Durum böyleyken, bilimin uluslararası etkileşime duyduğu gereksinimi görmezden gelenler gerçekten araştırma görevlileri midir?
EFSANE 4. 50/d’de 1 yılda, 33/a’da 3 yılda bir kadro yenileniyor. 50/d güvencesiz ise 33/a da güvencesizdir, bir fark yoktur.
GERÇEK 4. 33/a’da öğrenim süresi dolduktan sonra kendiliğinden iş akdinin feshi söz konusu değil. Oysa 50/d sadece lisansüstü eğitimle sınırlı bir çalışma süresi getiriyor. 33/a kadrosu ise hukuken kamu hizmetinin sürekliliği çerçevesinde güvenceli bir istihdam sağlıyor. Eğer her ikisinin de güvencesiz olduğu iddia ediliyorsa biz bunlardan 33/a’yı tercih ediyoruz.
EFSANE 5. 50/d öncesinde şimdi olduğu kadar çok asistan kadrosu verilmiyordu. Yüksek Lisans/Doktora yapmak isteyenler bu sayede burslu öğrenci gibi okuyabiliyorlar.
GERÇEK 5. 50/d kadrosunda araştırma görevlisi olarak istihdam edilenler burs değil maaş almaktadırlar ve aldıkları bu maaş karşılığında öğrenci danışmanlığından ders ve sınav programlarına ve sınav gözetmenliklerine uzanan birçok idari ve yarı akademik ve akademik işleri yerine getirmektedirler. Birçok bölümde araştırma görevlileri derslere girmekte, sınav kâğıdı okumaktadır. Oysa burs tanım gereği karşılıksızdır. Lisansüstü öğrencilerine devlet eliyle burs sağlanmasının farklı yolları vardır. 50/d uygulaması ise günümüzde birçok sektörde işgücü maliyetlerini azaltmak ve işgücü üzerindeki denetimi artırmak için yaygınlaşan güvencesiz, esnek ve taşeron çalışmanın akademik dünyadaki karşılığıdır. Bu yolla üniversitelerde belirleyici olması gereken tüm değer, teamül ve işleyiş geri plana atılmakta, piyasa odaklı bir zihniyet ortaya çıkmaktadır. Bu ise insanın entelektüel ufkunu köreltmekte, onu tek tipleştirmektedir. Doktora eğitimini özendirmenin yolu 50/d statüsünde araştırma görevlisi istihdam etmek değildir. Asistanlık, akademisyenliğe atılan ilk adım olup, burs ya da maaş tartışmalarından öte ve sadece maddiyatla ölçülemeyecek bir değere sahiptir.
EFSANE 6. 50/d kadrosu ile işe girenler, bunun geçici bir iş olduğunu baştan bilmektedirler. Sonradan yapılan itirazlar bu durumla çelişmektedir.
GERÇEK 6. Araştırma görevlisi olmadaki temel gaye, doktora bursu almak değil akademik hayata katılmaktır. 50/d, araştırma görevlileri için gönüllü ve özgürce yapılmış bir tercih değil sosyo-ekonomik yaşam koşullarının akademik alanda yarattığı bir dayatmadır. Çünkü akademik dünyanın bir parçası olabilme arzusu, tek başına maddi bir kaynak yaratmamakta; “geçim derdi” çözülmesi gereken bir problem olarak ortada durmaktadır. Ancak bu durum, geleceğin belirsizleştirildiği ya da birim amirinin iki dudağının arasına sıkıştırıldığı, her yıl yeniden sözleşme yenileme korkusunun yaşandığı, doktora sonrası dönem için kapı dışarı edilme tehdidinin her türden özgün akademik çalışmanın önüne çıkarıldığı bir kadro atamasının devamlılığını meşru kılmaz.  Böylesi bir ikilem karşısında çözüm, 50/d li araştırma görevlilerinin “geçici akademisyen” olarak kalmalarını savunmaktan değil, akademik dünyanın sürekliliğini ve verimliliğini sağlayacak bir kadro ve meslek tanımının belirlenmesinden geçmektedir.
EFSANE 7. Akademinin özel bir durumu vardır. Zaten hocaları tarafından istenen ve yetiştirilen öğrenciler bölümlerinde kalacaklardır. Bunların dışında kalanlar akademiye layık değiller. Kaldı ki doktora sonrasında da söz konusu kişiler için farklı iş fırsatları mevcuttur.  
GERÇEK 7. 50/d’nin belki de en tehlikeli yönü, liyakati dikkate almaması, araştırma görevlisinin geleceğini bölümdeki güç ilişkilerine tabi kılmasıdır. İş güvencesi bir kez ortadan kalktığında hocaların öğrencilerini hangi bilimsel ve akademik kritere göre seçtikleri meselesi artık tali bir meseledir. Ayrıca 50/d maddesinin yüksek lisans ve doktora düzeyinde araştırma görevlilerinin bilimsel ve akademik niteliklerini ölçen hiçbir cetveli yoktur, olması da beklenemez. Bilimsel ve akademik yetkinlik ancak iş güvencesinin temin edildiği bir ortamda tartışmaya açılabilir.
Buna karşın akademik yükselmenin her bir adımında liyakatin nasıl ölçüleceği tartışmalıyken, akademik basamağın en altındaki araştırma görevlilerinin “layık” olmadıkları gerekçesiyle doktoralarının tamamlamalarının akabinde akademik dünyanın dışına itilmeleri kabul edilemez bir durumdur. Ayrıca 50/d’li bir araştırma görevlisinin doktora eğitimini tamamladıktan sonra akademik dünyadan koparak yeni bir mesleğe yönelmesi, piyasada geçer akçe olan yaş ve iş tecrübesi gibi konulayrdaki dezavantajları nedeni ile pratikte olası değildir.
EFSANE 8. 50/d’den 33/a’ya geçmek hukuki olarak mümkün olsa bile norm kadrolar nedeniyle fiili olarak mümkün olmayacaktır.
GERÇEK 8. Üniversitelerde halihazırda norm kadro uygulaması yoktur. Ayrıca 33a’ya geçiş işlemi için yeni kadro gerekmiyor. Çünkü yapılan işlem bir statü değişikliği'nden ibarettir. Bu çerçevede birçok üniversitede sayısı binlere varan 50/d’li 33a’ya geçirilmiştir.
EFSANE 9.  Her koyun kendi bacağından asılır…
GERÇEK 9. İnsan kalabilmek, insanca yaşayabilmek ve insanlık yararına özgürce bilim yapmak için işgüvencesi bir “klişe” değil bilakis ön koşuldur.
Hacettepe Asistan Platformu

Hakkımızda




“Hacettepe Asistan Platformu” Hacettepeli araştırma görevlilerinin haklarını ortak bir zeminde savunmak için oluşturulmuştur. Bütün asistan arkadaşlarımızı dayanışmaya ve platformumuza güç vermeye çağırıyoruz!

Neden Araştırma Görevlisi Atamalarında 50/d’ye Karşı Çıkıyor ve 33/a Talep Ediyoruz?



2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 50. Maddesi d FıkrasındaLisans üstü öğretim yapan öğrenciler, kendilerine tahsis edilebilecek burslardan yararlanabilecekleri gibi, her defasında bir yıl için olmak üzere öğretim yardımcılığı kadrolarından birine de atanabilirlerdenilmektedir. Buna göre hem araştırma görevlilerinin görev tanımları muğlak bırakılmakta hem de araştırma görevlisi ile iş güvencesi olmayan “burslu öğrenci” arasında bir fark olmadığı algısına yol açılmaktadır.

Akademinin hem bugününde hem de yarınında önemli bir bileşen olan araştırma görevlilerinin, üniversitelerin asli işlevi olan özgür bir şekilde bilimsel bilgi üretimine katkında bulunabilmeleri için öncelikle mesleki güvenceye sahip olmaları şarttır.

Hukuken kamu hizmetinde devamlılık esastır. Araştırma görevlililerinin de geleceklerine dair kaygı ve endişe taşımaksızın akademik yaşamlarına devam edebilmek haklarıdır. 50/d maddesi ile yapılan atamalar, bu hakkı gasp etmektedir.

YÖK Kanunu’nun 33. Maddesinin a FıkrasındaAraştırma görevlileri, yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim yardımcılarıdır. Bunlar ilgili anabilim veya anasanat dalı başkanlarının önerisi, Bölüm Başkanı, Dekan, enstitü, yüksekokul veya konservatuar müdürünün olumlu görüşü üzerine rektörün onayı ile araştırma görevlisi kadrolarına en çok üç yıl süre ile atanırlar; atanma süresi sonunda görevleri kendiliğinden sona erer. Bunlar aynı usulle yeniden atanabilirlerdenilmektedir. Bu madde de görev tanımında bir muğlaklık barındırmakla birlikte, 33/a ile yapılan atamalarda, 50/d’de olduğu gibi araştırma görevlilerinin öğrenciliklerinin son bulmasıyla üniversiteyle ilişkileri kesilmemekte; bu sayede akademik yaşamlarının devamlılığı mümkün olabilmektedir.

Ayrıca YÖK tarafından gerçekleştirilen son düzenlemeler, farklı istihdam biçimleriyle kıyaslandığında 50/d’li araştırma görevlilerinin akademik faaliyetlerini yürütebilmeleri noktasında da önemli adaletsizliklere yol açmaktadır. Örneğin 50/d’li bir araştırma görevlisi, bu statüde istihdam edildiği gerekçesiyle YÖK tarafından verilen Yurtdışı Doktora Araştırma Bursları’ndan yararlanamamaktadır.

Hukuki Durum ve Mevcut Gelişmeler

YÖK, 31 Temmuz 2008’de bir yönetmelik çıkararak öğretim elemanı kadrolarına naklen ve açıktan yapılan tüm atamalar için ALES, Kamu Personeli Dil Sınavı (KPDS) veya Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı (ÜDS) şartı koydu. Ayrıca YÖK Yürütme Kurulu’nun, 26 Kasım 2008’de aldığı kararla da 50/d’ye göre istihdam edilenlerin 33/a ile atanmasının önünü kesmek için yeniden kadro ilanı şartı getirdi. 

“Doktoralı işsiz” olmak istemeyen araştırma görevlileri, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere ülkenin dört bir yanında eylemeler gerçekleştirdiler.

Eğitim-Sen YÖK'ün aldığı kararın yürütmesinin durdurulması ve kararın iptal edilmesi talebiyle Danıştay'a başvurdu. Danıştay 8. Dairesi, Mayıs 2009’da yürütmenin durdurulması kararını aldı. Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi gibi bazı üniversitelerde 50/d kadrosundan 33/a’ya çok sayıda geçiş yapıldı. 

Şu an 50/d’li araştırma görevlilerinin 33/a kadrosuna atanmasının önünde hiçbir  hukuki engel bulunmamaktadır. 50/d ile atanmış Hacettepeli araştırma görevlilerinin de 33/a’ya geçirilerek iş güvenceleri sağlanmalıdır.

Hacettepe Üniversitesi Senatosu’nun 29 Mart 2012 Tarih 2012-48 Sayılı Kararı uyarınca 2547 Sayılı Yasanın 33. Maddesine Göre Araştırma Görevlisi Kadrosuna İlk Kez Yapılacak Atamalarda Bölümde/anabilim dalında 33. Madde kapsamında yapılacak araştırma görevlisi kadrosunun, ilgili bölümdeki/anabilim dalındaki toplam araştırma görevlisi kadrosunun %30’unu geçemeyeceği vurgulanmıştır. Söz konusu düzenleme rektörlük makamınca çeşitli ortamlarda dile getirilen “33. Maddeye geçişin önündeki engellerin kaldırıldığı” argümanı ile çelişmektedir.

Hacettepe Üniversitesi Senatosu’nun konuyla ilgili kararında öngörülen %30’luk kota, YÖK tarafından yapılmış düzenlemelere dayandırılmaktadır. Ancak başta 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu olmak üzere Yükseköğretim Mevzuatı dahilindeki düzenlemelerin hiç birinde %30’luk bir kota ibaresi yer almamaktadır.

Senato Kararı, araştırma görevlilerinin %30’nun 33. Madde ile yeniden atanmalarına olanak tanımakla birlikte %30’luk dilimde yer alacakların nasıl belirleneceği hususunda herhangi bir düzenleme yapmamış, %30’luk kısmı kalan %70’ten ayıran esasında ne olacağı muğlak bırakılmıştır. Çeşitli ortamlarda dile getirilen adaletli, hakkaniyete uygun, liyakata dayalı, kişisellikten uzak ve hak edenin 33’e geçirileceğine dair ifadeler konu hakkında herhangi bir çözüm üretmenin uzağındadır.

Bu boşluk, belli açılardan İİBF’de görev yapmakta olan ve 50/d ile istihdam edilen araştırma görevlilerinin dilekçelerinin işleyişinde de kendisini net biçimde göstermiştir. Fakülte Kurulu, başvuruların yanıtlanabilmesi için %30’luk kotanın dikkate alınması notu ile inisiyatifi bölümlere bırakmıştır.

Bölümlerin konuyla ilgili tutumları hâlihazırda netleşmiş değildir. %30’luk kontenjana kimlerin dahil olacağı, 33’e geçirilecek araştırma görevlilerin hangi esaslarla belirleneceği ya da atamaların derhal mı yoksa ileri bir tarihte mi yapılacağı açık değildir. Ayrıca bölümlerin ilgili kontenjan uyarınca bazı araştırma görevlilerini 33’e geçirmesi, geride kalan araştırma görevlileri adına haksız bir uygulama olacaktır.

Hacettepe Asistan Platformu, Hacettepe Üniversitesi Senatosu’nun araştırma görevlilerinin 33. Madde ile istihdamına ilişkin düzenlemeyi yeniden ele almasını ve araştırma görevlilerinin belli bir kısmının değil tamamının 33. Madde uyarınca yeniden atanmalarına imkân sağlanmasını talep etmektedir. Bu talebin karşılanması ile araştırma görevlileri akademide gerçek anlamda hak ettikleri yer olan "meslektaş" statüsüne gelebilecek, iş güvencesine kavuşarak bilimsel gelişim ve akademik faaliyetlerini gelecek kaygısı duymadan daha verimli bir şekilde devam ettirebilecektir. Unutmayalım ki bilim düşünmeden yapılamaz ve geleceğinden kaygı duyan insanlar sağlıklı bir şekilde araştırma yapamaz!

Bu noktada üniversitemizde görev yapmakta olan tüm araştırma görevlisi arkadaşlarımızı işbirliği içinde hareket etmeye ve gerek %30 kararı sonrasında yaşananlar, gerekse kendi bölümlerinde 33. Maddeye geçiş konusunda yaşanan gelişmeler hakkında iletişim halinde olmaya çağırıyoruz.